Rıza Bey, onlarca madalya ve rekorun ardından, bu kez minder dışındaki bir mücadeleden zaferle çıktınız. Şu an kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Evet, bu süreç işimle ilgili benim için gerçekten çok büyük bir imtihandı. Tabii ki bunca yıl o kadar başarı kazanmış, Avrupa ve Dünya şampiyonlukları elde etmiş bir sporcu olarak böyle bir durumla anılmak çok üzücüydü. Ama pes etmedim, o kulvarda da savaştım ve sonunda galip geldim diyebilirim. Evet, bu süreç maalesef birkaç şampiyonluğuma mal oldu ama benim için asıl önemli olan madalya değil, kendimi aklamamdı. Şükürler olsun ki kendimi aklayıp yeniden ait olduğum yere, minderlere döndüm.
Paris 2024 kotasını almışken, sağlığınız için kullandığınız bir ilaç nedeniyle katılamayacağınızı öğrenmek bir sporcu için çok ağır bir yük. Haklılığınızın tescil edildiği ve engelin kalktığı o resmi kararı elinize aldığınızda neler hissettiniz?
O an anlatılmaz bir duyguydu. Haberi alır almaz ilk eşimle paylaştım; o sevinçle direkt birbirimize sarıldık, inanılmaz bir mutluluk yaşadık. Burada asıl mesele kaçan şampiyonluklar değil; onlar elbet büyük hedeflerdi ama en önemlisi benim kendimi aklamamdı. Çünkü ben hayatım boyunca bir kez, iki kez değil; tam 40 tane Avrupa ve Dünya madalyası kazanmış biriyim ve bu normal bir şey değil. Bu başarılar dış faktörlerle değil, sadece yeteneğimle, çalışmamla ve azmimle elde edildi. Vücuduma hiçbir katkısı olmayan, işe yaramaz bir şeyden dolayı böyle bir duruma düşmek beni kahrediyordu. Raporlarımızı, belgelerimizi sunduk ve sonunda o temiz kağıdını aldık.
Bu sevinç, emin olun kariyerimdeki tüm şampiyonluklarla eşdeğerdir. Çünkü o kadar emek vermiş, her şeyi alın teriyle kazanmış bir sporcunun insanların karşısında mahcup durması, herkese kendini anlatmak zorunda kalması çok zordu.
Sporcular için en büyük madalya bazen ailenin gözündeki o gururdur. Haklılığınızı kanıtlama mücadelenizde, o süreç; aileniz, kızınız ve sizin için nasıl geçti?
Onlar en yakınlarım olduğu için durumu zaten biliyorlardı ama yine de çok zorlandılar. Hepsi büyük bir sabırla bekledi. Özellikle küçük kızım her gün yatmadan önce; “Babam tekrardan güreşsin, şampiyon olsun” diye dua ederdi. O yavrumun duaları kabul oldu, bu durum beni her şeyden çok duygulandırıyor. Aslında benim için Olimpiyat son maçtı, bırakmayı düşünüyordum ama bu olaydan sonra kendimi tekrar minderlerde buldum ve süreyi uzattım. Bu olay bende bir “kazanım” yarattı; çalışma azmim yeniden zirveye çıktı.
Dünya sizi ‘Yenilmez Şampiyon’ olarak tanıyor. Peki, son bir yılda yaşadıklarınızdan sonra, aynaya baktığınızda gördüğünüz Rıza Kayaalp ile 2024 başındaki Rıza arasında ne fark var?
Çok fark var, şu an kendimi çok daha iyi hissediyorum. Bu süreçten güçlenerek çıktığımı söyleyebilirim. Üzerimde bir süredir var olan o bıkkınlığı tamamen attım. Eskiden minderdeydim, şimdi kağıt üstünde de bir şampiyonluk kazandım ve bu beni psikolojik olarak resmen yeniledi. Son zamanlarda hissettiğim o yorgunluk ve isteksizlik gitti; yerine eski, hırslı ve istekli Rıza geldi. Önümde kendimi gösterebileceğim bir 2 yıl daha var ve bu yenilenmiş enerjiyi maçlarda en iyi şekilde kullanmak istiyorum.
Gelelim en heyecan verici hedefe… 2028 Los Angeles Olimpiyatları’nda müsabakaların tam da doğum gününüze denk geldiğini biliyoruz. Rıza Kayaalp, Los Angeles’ta ‘yarım kalan hikayeyi’ tamamlayacak mı?
Olimpiyat altını kariyerimdeki tek eksik parça ve en büyük hayalim. 2024’te aksilikler oldu ama 2028’de neden olmasın? O zaman 39 yaşında olacağım ama yaşın bir önemi yok; önce kafada inanmak lazım. İnanırsak başaramayacağımız hiçbir şey yok. O zamana kadar katılacağım şampiyonalarda kendimi gösterip Los Angeles’a favori olarak gitmek ve o yarım kalan hikâyeyi tamamlamak istiyorum.
Geçmişte Gamador logosunu göğsünüzde taşıyarak pek çok başarıya imza attınız. Şimdi Gamador Life dergisinin konuğu olarak, bu yeni döneminizde kazandığınız başarıları, eski yol arkadaşlarınızla paylaşmak size neler hissettiriyor?
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; Gamador İnşaat’ın bende çok ayrı bir yeri var. Benim için gerçekten de bana sponsorluk yapan tek ve en önemli marka olduklarını söyleyebilirim. Aramızdaki resmi sözleşme sona ermiş olsa dahi, ben her zaman bu markanın isminden gururla bahsetmeye devam edeceğim. Sözleşmemiz bitse de ben Gamador’u hâlâ bir sponsorum gibi görmeyi sürdürüyorum; çünkü benim vefa anlayışım biraz farklıdır.
Bunu tam anlamıyla bir ‘vefa meselesi’ olarak görüyorum. Türkiye’de bu kadar madalya kazanmış bir sporcuya en büyük desteği verenler kendileri oldu. Bu yüzden Gamador’un gönlümdeki yeri her zaman bambaşka kalacak. İyi niyetlerimde ve dualarımda her zaman Gamador’un en iyi yerlere gelmesini dileyen bir dostları olarak kalacağım.”
Gamador Life okuyucularına, özellikle de sizi örnek alan gençlere bir “şampiyon sözü” bırakacak olsanız bu ne olurdu?
Gençlere ise şunu söylemek isterim: Hiçbir şey kolay elde edilmez. Disiplinli bir hayat, azim ve başarıyı çok istemek şarttır. Sabırla ve çok çalışarak başarının peşinden koşmalılar. Ben küçüklük hayallerimin bile ötesine geçtim; siz de hayal kurun ve o hayalleri gerçekleştirmek için asla vazgeçmeyin.





