Batı kültürünün en eski yapıtlarından birisi Stonehenge’dir. Bu iri kayaların günümüzden 7000 yıl kadar önce, belirli bir düzen içinde bir araya getirilmesi, birçoklarının hayal gücünü tetikler. Hatta tıpkı 4000 sene kadar önce inşa edilen Mısır piramitlerinde olduğu gibi, Stonehenge ile ilgili de “uzaylı” iddiaları boldur. Halbuki Mısır piramitlerini uzaylıların yapmadığı gerçeği gibi, Stonehenge de uzaylılar tarafından yapılmamıştır. İnsanlar tarafından inşa edilmiş ve yıllardan beri tekrar tekrar yeniden inşa edilmiştir.
Ancak ülkemiz topraklarında bulunan ve medeniyetin beşiği olarak görülen Göbekli Tepe’nin tarihi yanında, Mısır piramitleri de Stonehenge de komik kalır. Mısır piramitlerinden 9000, Stonehenge’den 6000 yıl önce inşa edilen Göbekli Tepe, insanlığa ait ilk yaşam alanlarından birisidir. Yapılan incelemeler, bu yapıların günümüzden 11.000 yıl kadar önceye, yani M.O. 10.000’li yıllara dayandığını göstermektedir.
Bu kadar antik bir yapının günümüzden binlerce yıl kadar önce neye benzediğini hayal etmek bile heyecan vericidir. O zamanki atalarımız neler yapıyorlardı? Neler düşünüyorlardı? Neler deneyimliyorlardı? Schmidt, şöyle anlatıyor:
“Tarih öncesi insanlar ceylan ve diğer vahşi hayvan sürüleriyle yaşıyordu; göç eden kaz ve ördekleri üzerine çeken, nazikçe akan nehirlerden su içiyorlardı; meyve ve fındık ağaçlarından besleniyorlardı. “Emmer” ve “Einkom” gibi yabani arpa ve yabani buğday çeşitlerini barındıran yabani tarlaların bir deniz gibi dalgalanmasını izliyorlardı. Burası, onlar için bir cennet gibiydi!’
Atalarımız Neden Göbekli Tepe’yi İnşa Ettiler?
Göbekli Tepe’nin binlerce yıl önce inşa edildiği kesindir. Ancak ilginç bir şekilde Göbekli Tepe’nin bir yerleşim alanı olduğunu gösteren kanıtların hiçbirine ulaşılamadı: hiçbir kap kacak, hiçbir ev veya çöp çukuru, hiçbir doğurganlık figürü bulunamadı. Alet kullanımına dair hiçbir veriye ulaşılamadı. Hiçbir taş çekice veya bıçağa rastlanmadı.
Bu, bölgenin jeolojisi dolayısıyla pek de şaşırtıcı olmayabilir. Çünkü bol miktarda kireçtaşı üzerine inşa edilmiş olan Göbekli Tepe’nin işçileri, muhtemelen çok sert aletler olmaksızın bile taşlan kolaylıkla sütıın haline getirebildiler ve çok da zorlanmadan birkaç yüz metre taşıyabildiler. Asırlar geçtikçe, daha önceden gelenlerin inşa ettikleri dairesel sütun yapıları çamur içinde kaldı ve gömüldü. Yeni gelenler, eskilerin üzerine yeni sütun daireler inşa ettiler. Böylece Göbekli Tepe’nin meşhur “tepe” kısmı inşa edilmiş oldu.
Ludwig Maximilian Üniversitesi’nden arkeozoolog Joris Peters, 1998 yılından bu yana Göbekli Tepe’den çıkarılmış 100.000’den fazla kemik kalıntısını inceledi ve birçoğunda kesik izlerine ve kıymıklı uçlara rastladı. Bu, insanların o dönemde aletler kullanarak hayvanları kesip doğradığını gösteriyor. Yani alet kalıntısına rastlanmamış olsa da, sadece aletlerle yapılabilecek izlere rastlandı. İncelenen örneklerin on binlercesi vahşi hayvanlara aitti. Bu da, Göbekli Tepe’yi inşa edenlerin avcı-toplayıcı yaşam biçimine sahip olduğunu gösteriyor. Peters şöyle diyor:
“Var olan kalıntıların neredeyse hepsinin vahşi avlara ait olması, Göbekli Tepe’de yaşayan insanların henüz hayvanları evcilleştirmediğini ve tanına başlamadığını gösteriyor.
Ancak bu demek değil ki bu dönemde yaşamış insanlar büyük değişimlerin başlangıcında değildi … Göbekli Tepe’nin bir tapınak olarak inşa edildiğini düşünen Schmidt’in de söylediği gibi “Önce tapınak geldi, sonraysa şehir … ” Ona göre bu “tepedeki tapınak”, 150 kilometre uzaktan bile insanların gelip ibadet edebildikleri bir yapı olabilir. Burada bulunan av kalıntıları, sadece beslenme amacıyla değil, aynı zamanda ölülere (ve belki de tanrılara) sunulan adaklara ait olabilir:’
Tapınak mı, Barınak (Sığınak) mı?
Yapının bir tapınak olduğunu gösteren doğrudan bir kanıt yok; bazı uzmanlar bir “tapınak” değil de bir “barınak” veya “sığınak” olarak inşa edilmiş olabileceğini düşünüyorlar. Çünkü muhtemelen antik atalarımızda barınma ihtiyacı, ibadet ihtiyacından çok daha güçlüydü ve uzak bölgeler arasında göç ederken bir “dinlenme noktası” olarak inşa edilmiş olması çok daha olasıydı.
Fakat keşfedilen hayvan figürleri gibi çizimleri, şamanik inancın kökenlerinin burada başladığının düşünülmesine neden oluyor. Belki tam bir “tanrı” kavramı henüz oluşmamış olsa da, ölüm gibi korkutucu deneyimleri açıklamak isteyen atalarımız kendilerinden büyük güçler ve inanç sistemleri geliştirmeye başlamış olabilir. Bu da, sonradan Sümerler’de görülecek olan, tanın, hayvancılık ve dokumacılığın kutsal dağ Ekur’dan insanlara getirildiğine yönelik inancı açıklayabilir.
İlginç bir şekilde, sütunlar üzerindeki çizimlerde toplu bir şekilde avlanmaya veya yaralı hayvanlara yönelik vahşi çizimlere rastlanmıyor. Dahası, yapılan çizimlerde aslanlar, yılanlar, örümcekler ve akrepler gibi hayvanlardan ziyade, dönemin insanlarının muhtaç olduğu geyik gibi hayvanlara daha çok yer veriliyor. Bu da, Göbekli Tepe’nin daha “kutsal” ve “arınmış” bir yapı olduğuna yönelik düşünüşe kanıt olarak gösteriliyor.
Ancak bazı arkeologlar buna karşı çıkıyorlar. Çünkü daha azınlıkta olsa da, oldukça ilginç, adeta “psikedelik” ve vahşi çizimler de yer alıyor: Örneğin her ne kadar akrep gibi hayvanlara çok yer verilmemiş olsa da, sütıınlardan bir tanesinde ufak bir çanta büyüklüğünde bir akrep çizimi bulunuyor; halbuki bu büyüklükte bir akrebin yaşamadığını biliyoruz. Aynı çizimde çakal benzeri bir hayvanın kaburga kemiklerinin kırılarak açıldığını görüyoruz. Bir diğerinde gözsüz ördek benzeri bir çizim yer alıyor ve bu ördek, oldukça detaylı çizilmiş bir yaban domuzunun üzerinde yüzüyor. Bir diğer çizimde bir akbaba, kanatlarından birinde yuvarlak bir ; cismi taşıyor. Ayaklarının altında kafası kopmuş bir erkek gövdesi var. Belki de çizilen hayvanlar mitolojik karakterlere karşılık geliyordu?
Göbekli Tepe Neden Önemli?
Göbekli Tepe’nin en büyük etkisi, avcı-toplayıcı atalarımıza yönelik fikirlerimizi köklü bir şekilde değiştiriyor olmasıdır. Genellikle avcı-toplayıcıların sanat gibi unsurlardan uzak olduğu, büyük yapılar inşa edemeyecek düzeyde olan insan grupları olduğu düşünülmekteydi. Benzer şekilde, avcı-toplayıcılarda karmaşık sembol sistemlerinin bulunmadığı, sosyal hiyerarşilerin henüz netleşmediği, görev dağılımının çok kısıtlı olarak yapılabildiği düşünülüyordu. Ancak eğer ki Göbekli Tepe yerleşik yaşama geçmemiş, göçebe avcı-toplayıcılar tarafından inşa edildiyse, bu fikri tamamen baştan düşünmemiz gerekiyor demektir.
Çünkü bu sayılanlar olmaksızın neredeyse 90.000 metrekare alana yayılan bir yapı inşa etmeniz mümkün değildir. Binlerce yıl boyunca toprak altında uyumuş olan bu sıra dışı keşif, insan evriminin geçmişine güçlü bir ışık tutmak isteyen bilim insanlarının araştırma ve çalışmalarını bekliyor. Veya Cari Sagan’ın dediği gibi: “Oralarda muhteşem bir şey, keşfedilmeyi bekliyor:’





