Hayat, bir okulsa… Babalar da çoğu zaman oradaki en sessiz ama en etkili öğretmenlerdir. Sınıfta değil belki ama mutfakta, balkonda, arabanın içinde, evin tam ortasında anlatırlar derslerini. Birçoğu yüksek sesle konuşmaz, belki uzun uzun da anlatmaz ama gözlerinden, ellerinden, bakışlarından ve davranışlarından okursun o dersleri.
Benim babamdan öğrendiğim en büyük hayat dersi, “dimdik durmak” oldu. Ama bu öyle omuzları geriye atarak yürümek değil; yeri geldiğinde başını eğmeden özür dilemek, haksızsan kabul etmek, sevdiklerin için savaşmaktan korkmamak demekti. Babamdan öğrendiğim dik duruş, sadece duruş değil; duruşun karakterle birleşmiş hâliydi.
Babamın sessiz sabrı vardı. Çoğu zaman fazla konuşmazdı ama bir kere “tamam” dediyse, o iş olurdu. Beni hayatta en çok etkileyen şey, onun sözünün ağırlığıydı. “Söz” denilen şeyin ne kadar değerli olduğunu, ondan öğrendim. Bir gün, küçük bir çocukken ona “Neden herkes senin sözünü dinliyor?” diye sormuştum. “Çünkü ben önce kendi sözüme inanırım,” demişti. O an anlamamıştım belki ama yıllar geçtikçe, bir insanın önce kendine verdiği sözleri tutması gerektiğini öğrendim.
Babamdan öğrendiğim bir diğer ders ise kaybetmenin de kazanmak kadar öğretici olduğuydu. “Her şey senin elinde değil,” derdi. “Ama elinden geleni yapmak senin elinde.” İşte bu yüzden hiçbir zaman pes etmeyi, “olmuyor” demeyi seçmedim. Çünkü babam bana, sonucun değil çabanın adamı olmayı öğretti.
Babalar, bazen bir öğütle değil, bir bakışla anlatırlar koca koca dünyaları. Ellerinin nasırında, sessizliğinde saklıdır tüm o öğretiler. Babam bana yaşamı bir ders gibi değil, yaşanarak öğrenilecek bir yolculuk gibi sundu. Bazen rehberim oldu, bazen sadece arkada sessizce yürüdü. Ama her zaman yanımda olduğunu hissettirdi.
Bu Babalar Günü’nde, ona bir hediye vermekten çok, öğrendiklerimi hatırlamak istiyorum. Çünkü bana sadece yaşamayı değil, onurlu bir hayat sürmeyi öğretti. Teşekkürler baba… Sessiz ama güçlü öğretmenim.





