Türkiye’de otomobil sporlarıyla ilgilenen ilk kadın, hız tutkunu Sâmiye Cahid Morkaya, yalnızca pistlerdeki başarısıyla değil, aynı zamanda toplumsal önyargılara karşı verdiği mücadeleyle de tarihe geçti. Dönemin erkek egemen alanlarından birine adım atarak otomobil kullanan ve yarışan ilk kadın olan Morkaya, cesareti ve tutkusu ile sonraki nesillere ilham verdi.
Otomobil ve İstanbul Sokakları
İlk olarak 1895’te Züheyrzâde Ahmed Paşa’nın kullandığı otomobil, 20. yüzyılın başlarında İstanbul sokaklarında çoğalmaya başlamıştı. Bu araçların kullanımını düzenlemek amacıyla ehliyetler verilmeye başlanırken “şehadetname” adı verilen bu belgeleri almak da ayrıcalıklı bir konuma işaret ediyordu. İşte bu dönemde, Sâmiye Cahid Morkaya da şehadetnamesini aldı ve gazeteci eşi Burhan Cahid Bey’in otomobiliyle İstanbul sokaklarında boy gösterdi.
Silivrikapı’daki Yedi Emirler Dergâhı’nın son şeyhi Seyyid İbrahim Şuâeddin Efendi’nin kızı olarak dünyaya gelen Sâmiye Cahid Hanım, eğitimini Yedikule Alman Mektebi’nde tamamladı. Kemençe derslerini Tanburî Cemil Bey’den aldı ve 1920’den itibaren Darülelhan olarak adlandırılan, o dönemin konservatuvarında hocalık yaptı. Hayatı boyunca sanata, otomobile ve toplumsal gelişime duyduğu ilgi onu hep ilklere taşıdı.
Bir Yarış Tutkunu Doğuyor
1920’lerin ortalarında otomobil yarışlarına katılmaya başlayan Sâmiye Cahid Morkaya, toplumun kadınlara biçtiği rollerin dışına çıkarak cesaretin ve iradenin simgesi haline geldi. Dönemin şartları göz önüne alındığında, kadınların yarışlara katılması büyük bir cesaret gerektiriyordu. Ancak Sâmiye Cahid Hanım, bu önyargıları kırarak pistlerde kendine yer açmayı başardı. Kısa sürede hem erkeklerin hem de kadınların ilgisini çeken bir yarışçı oldu ve yarışlarda gösterdiği başarılarla adından söz ettirdi.
1930 ve 1931 yıllarında yarışlarda dereceye giren Morkaya, ilk birinciliğini ise 1932 yılında kazandı. O sene İstinye Köprüsü ile Zincirlikuyu arasındaki yaklaşık 10 kilometrelik parkurda düzenlenen rallide birinci gelen Morkaya, ralli yarışlarında birincilik kazanan ilk kadın olarak tarihe geçti. Morkaya’nın bu başarısı tüm gazetelerde geniş yer buldu.
Sâmiye Cahid Hanım, erkek egemen yarış pistinde bir kadının da birinci gelebileceğini tüm ülkeye göstermişti. Ancak başarısı, herkes tarafından kabul görmedi; yarışın ikinci gelen yarışmacısı Vehbi Bey, yalnızca bir kadının kazanması sebebiyle itiraz etti. Sultanahmet Sulh Hukuk Mahkemesi, “Bir kadın da yarışlara katılabilir ve birinci olabilir,” diyerek adil bir kararla Morkaya’nın zaferini onayladı.
Kararlılıkla Devam Eden Bir Tutku
Başarısını sürdüren Sâmiye Cahid Hanım, 1933 yılında Turing Kulübü’nün düzenlediği yarışlarda yeniden birincilik elde etti. Ancak 1934’teki yarışlarda aynı parkurda ağır bir kaza geçirdi; otomobili takla attı ve sol kolundan ciddi şekilde yaralandı. Bu talihsiz kaza, sol elini kullanamamasına ve en sevdiği enstrüman olan kemençeyi bırakmasına yol açtı.
Morkaya, müziği bir kenara bırakmak zorunda kalsa da otomobil sevgisinden asla vazgeçmedi. Sâmiye Cahid Hanım, geçirdiği tüm zorluklara ve karşılaştığı tüm eleştirilere rağmen, 1972 yılında vefat edene kadar otomobil sürmeye devam etti.
Türk Kadınları İçin Bir Öncü
Sâmiye Cahid Morkaya sadece bir yarışçı değil, aynı zamanda bir öncü ve rol modeldi. Otomobil yarışları, sadece erkeklerin dünyasında değil, toplumda da erkeklere yönelik bir alan olarak kabul ediliyordu. Fakat Sâmiye Cahid, bu sınırlamaları reddederek kadınların da istediği her alanda var olabileceğini kanıtladı. Bu başarısı, modernleşme sürecindeki Türkiye’nin yeni kadın imajını yansıtan güçlü bir sembol olarak tarihe geçti.
Bir Mirasın İzinde
Sâmiye Cahid Morkaya’nın bıraktığı miras, bugün dahi Türkiye’de kadın otomobil yarışçıları ve motor sporlarına ilgi duyan kadınlar için güçlü bir ilham kaynağı olarak yaşamaya devam ediyor. Onun hikâyesi, cesaret, azim ve öncü ruhun kadınlar için de sınır tanımadığını bizlere hatırlatıyor.
Günümüzde Sâmiye Cahid Morkaya’nın ismi, kadınların spor dünyasında üstlendiği rollerin genişlemesine katkı sunmuş önemli figürlerden biri olarak saygıyla anılmakta. Türkiye’nin ilk kadın otomobil yarışçısı olarak onun hikâyesi, hala pek çok genç kadına “Yol senin, direksiyon da senin!” dedirtecek kadar güçlü bir miras barındırıyor.





