Dişeti hastalığına sahipken sağlıklı bir yaşam sürdürmek mümkün mü?
Toplumda oldukça sık görülen dişeti iltihabına “gingivitis” adı verilmektedir. Gingivitis, uygun tedavi ve doğru ağız bakımı ile tam olarak iyileşebilir ve dişeti dokularında kalıcı hasara yol açmadan sağlıklı haline geri döner. En önemli nedeni dişler üzerinde biriken mikrobiyal dental plaktır. Dişetinde ödem, kırmızı renk, parlaklık, fırçalama sırasında veya kendiliğinden kanama ve ağız kokusu ile fark edilebilir. Bu dönemde ağrı ya hiç yoktur ya da çok azdır.
Halk arasında piyore olarak da bilinen “periodontitis” ise dişi destekleyen ve çevreleyen dokuları etkileyen ve kaybedilen dokuların geri dönüşü olmayan iltihabi bir dişeti hastalığıdır. Periodontitis, diş kemiğinde erimeye neden olur ve tedavi edilmez ise dişin sallanmasına ve ardından düşmesine yol açabilir. Nedeni yine mikrobiyal dental plaktır. Gingivitis her zaman periodontitise dönüşmez ancak bakteri plağına bağlı bu iltihabi durumun uzun süre devam etmesi ve tedavi edilmemesi periodontitise dönüşmesi için önemli bir risk oluşturur. Periodontitis dünyanın en yaygın kronik iltihabi hastalığı olarak adlandırılmaktadır.
En sık görülen periodontitis tipi kronik periodontitistir. Erişkin yaştaki bireylerde görülür ve yavaş ilerler. Belirtileri geç ve zor fark edilebilir veya normal zannedilerek önemsenmez. Bu nedenle bazen tedavide geç kalınmış olunabilir. Belirtileri; koyu kırmızı, morumsu dişeti rengi, dişeti çekilmesi/büyümesi, dişlerde aralanma, uzama, dönme, sallanma, fonksiyon bozukluğu, dişler arasına ve dişeti cebi içine yiyecek artıklarının dolması, apse oluşumu, ağız kokusu, estetik bozukluk olarak sıralanabilir. Başlangıç ve orta düzeydeki kronik periodontitis cerrahi olmayan yöntemlerle tedavi edilirken, ileri düzeydeki kronik periodontitis ilave cerrahi yöntemlerle tedavi edilmektedir.


Günümüzde periodontitisin çeşitli sistemik hastalıklar ile ilişkisine dair, kanıta dayalı, pek çok araştırma sonucu mevcuttur. 2700 yıl öncesine dayanan Asurlara ait çivi yazılı tabletlerde, genel sağlık ve ağız sağlığı arasındaki ilişki hakkında çeşitli saptamaların yer aldığı bilinmektedir. Yine, bu muhtemel ilişkiden bahsedenler arasında Hipokrat (M.Ö 460-370) diş çekimi ile artrit tedavisinin mümkün olduğunu yazmıştır. Antik Roma döneminin en etkili doktorlarından biri olan Yunan doktor Galen (M.S 131-201) de bu ilişkinin önemini vurgulamıştır.
Enfeksiyon odağı terimini ilk kez kullanan mikrobiyolog ve diş hekimi W.D. Miller’in 1891 de Lancet ve Dental Cosmos’da “Bir enfeksiyon odağı olarak insan ağzı” adlı makale serisi yayınlanmıştır. 1800’lerin sonu 1900’lerin başındaki pek çok tıbbi ve ağız içine ait gözlemsel çalışmalar, enfekte dişlerin sistemik sağlığı nasıl etkilediğini hatta diş çekiminin sistemik hastalığı tedavi ettiğini tanımlamıştır.1946’da ilk defa L.W. Burket sistemik hastalıkların muhtemel kaynağı olarak periodontal enfeksiyondan bahsetmiş ve hastalıklı dişeti dokusundan gelişen kandaki bakteri istilasının eklem lezyonlarındaki önemini ifade etmiştir.
1980’lerin sonu 1990’ların başında Finlandiya’da dişeti sağlığı ve kalp krizi arasındaki ilişkiyi inceleyen gözlemsel çalışmalar sürerken, ABD’de dişeti sağlığı ve diyabet arasındaki karşılıklı ilişkiyi ortaya koyan çalışmalar dikkat çekmektedir. Bu dönemde, ağız içinde bulunan patojenlerin hamilelik üzerinde olumsuz sonuçlarını inceleyen deneysel hayvan çalışmaları ve sonrasında insanlarda gözlenen durumlar da ortaya konmuştur.



Periodontitis ve Diyabet
2015 yılında dünya genelinde 415 milyon kişinin diyabet hastası olduğu tahmin edilmektedir. Bu rakamın 2040 yılına kadar 642 milyona çıkması beklenmektedir. Diyabet, ağız boşluğu da dahil olmak üzere vücuttaki tüm dokular üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.
Diyabet gibi sistemik bir hastalık ağız sağlığını kötü yönde etkileyebilirken, ağız enfeksiyonlarının tüm vücudu ilgilendiren sistemik etkileri olabileceğine dair kanıtlar da giderek artmaktadır. Bu çift yönlü ilişki özellikle diyabetin kontrolü için önemlidir. Çeşitli araştırma sonuçları, şiddetli periodontitisi olan diyabetiklerde glisemik kontrolün, 2-4 yıl içinde, periodontitisi olmayanlara göre daha sık bozulduğunu göstermektedir. Kronik periodontitis, insülin direncini arttırarak diyabetin uzun vadeli komplikasyonlarının gelişme riskini de artırabilmektedir. Bakteriyel uyarıyı azaltmak ve dişeti iltihabını iyileştirmeyi amaçlayan periodontal tedavi sonucunda, zaman içinde insülin duyarlılığı artabilir böylece glisemik kontrol sağlanabilir. Periodontitis diyabetin klasik komplikasyonları ile de ilişkilidir. Periodontitisi olan diyabetik erişkinlerde, böbreğe ait ve damarsal komplikasyonlar daha sık görülmektedir. Şiddetli periodontitisi olan diyabet hastalarının %82’sinde bir veya daha fazla kardiyovasküler komplikasyona rastlanırken, bu oran şiddetli periodontitisi olmayan hastalarda %21 olarak bulunmuştur.
Diyabetli veya diyabet riski taşıyan bireyler, ağız sağlığı durumlarını değerlendirmek ve ağız içi enfeksiyon ve iltihabı yönetmek için bir tedavi planı geliştirmek ve ardından bir bakım rejimi uygulamak üzere mutlaka bir diş hekimi tarafından görülmelidir.
Periodontitis ve Aterosklerotik Kalp Hastalıkları
Periodontitis, aterosklerotik kalp hastalıkları dahil olmak üzere farklı sistemik komplikasyonlarla bağlantılı olan kronik, çok faktörlü ve karmaşık bir iltihabi hastalıktır. Aterosklerotik kalp hastalıklarının altında yatan ana patoloji, yine iltihabi karakterli ve birçok faktöre bağlı olan ateroskleroz diğer değişle damar sertliğidir. Her iki hastalık da toplumda oldukça yaygın görüldüğünden, diş hekimlerinin uygun tedaviler yoluyla periodontitis risk faktörünü en aza indirmede önemli rolleri bulunmaktadır.
Aterosklerotik kalp hastalıklarının geciktirilmesi/önlenmesi ve hastalığın erken tespiti ve ilerlemesini önlemek için, toplumda sık görülen periodontitisin olası değiştirilebilir bir risk faktörü olarak tanımlanmasının artan bir önemi vardır.
Periodontitis ve Romatoid Artrit
Romatoid artrit ve periodontitisin her ikisi de şiddetli iltihabi-bağışıklık reaksiyonu ile karakterize, kemik ve bağ dokularının tahrip olmasına yol açan kronik iltihabi hastalıklardır. Bu benzerlikleri nedeniyle, iki hastalık arasındaki ilişki uzun yıllar boyunca araştırılmaktadır. Sistematik incelemeler romatoid artrit ve periodontitis arasında güçlü ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varmıştır.
Romatoid artrit tanısı konan hastalara periodontal açıdan değerlendirilmek üzere bir diş hekimine başvurmaları önerilmektedir. Sistemik olarak sağlıklı yetişkin bireylere kıyasla kronik periodontitise sahip olma risklerinin daha yüksek olabileceği ve oral/periodontal sağlıklarına özellikle dikkat etmeleri tavsiye edilmektedir. Güncel araştırmalar, periodontal tedaviyi takiben romatoid artrit parametrelerinde bir iyileşme eğilimi olduğunu göstermektedir. Bu ilişkideki kanıtların artması dahilinde periodontal tedavinin, periodontal sağlığı korumanın bilinen sistemik faydalarına ek olarak, romatoid artriti iyileştirme çabalarında ilaç gerektirmeyen, ekonomik bir yöntem olabileceği yönünde umut vadetmektedir.
Periodontitis ve Hamilelik
Bazı periodontal bakteriler plasenta bariyerini aşarak plasentaya, amniyotik sıvıya ve fetüse yerleşerek gebelik komplikasyonlarına yol açabilmektedir. Periodontitis ile ilişkili bazı mikroorganizmalar; gebelik zehirlenmesi (preeklampsi), erken doğum, koryoamniyonit ve/veya ölü doğum ile ilişkilendirilmiş olsa da, bu olumsuz gebelik sonuçlarının nedenine ait kesin rolleri hakkında hala çok az şey bilinmektedir. Ancak, her şeye rağmen diş hekimlerinin hamile kadınlara hem anne, hem de fetüs için güvenli olan periodontal tedaviyi sağlamaları gerekmektedir.
Hamile kadınların 1/3’ünden fazlasında dişeti iltihabında artış olduğuna dair güçlü kanıtlar vardır. Bu durum, mükemmel plak kontrolü sağlandığında bile gözlenmektedir. Hamilelik sırasında cinsiyet hormonları seviyelerindeki dalgalanmalar, oral mikrobiyal floradaki muhtemel değişiklikler, artan damarsal değişiklerin yanı sıra hücresel değişikliklerin de bir sonucu olarak dişeti iltihabı artmaktadır.
Periodontal tedavinin dişeti hastalığı olan hamile kadınların çoğunun iltihabi durumunu düzelttiğine dair güçlü kanıtlar vardır. Periodontal hastalık ve olumsuz hamilelik sonuçları arasındaki potansiyel ilişkiye dair anlayışımızın artmasıyla birlikte, diş hekimlerinin hamile kadınlara hem anne hem de fetüs için güvenli olan periodontal tedaviyi sağlamaları gerekliliği elzemdir. Gebeliğin ikinci trimestırında (3-6 ay) cerrahi olmayan periodontal tedavinin güvenli olduğuna ve gebelik problemleri üzerinde yararlı etkisinin bulunduğuna dair güçlü kanıtlar vardır. Ancak, gebe kalmadan önce dişeti sağlığına dair yapılacak girişimlerin en akıllıca yol olacağı da aşikârdır.
Periodontitis ve Alzheimer Hastalığı
Beyindeki bağışıklık yanıtı normalde çevresel bağışıklık yanıtından ayrıdır, ancak Alzheimer hastalığı olanlarda kan-beyin bariyeri daha geçirgen hale gelmektedir. Alzheimer hastalığının ailesel olmayan genel formuna sahip bireylerin bir kısmında, periodontitisin başlangıçta olmasa bile hastalığın ilerlemesinde bir rolü olabileceğine dair işaretler bulunmaktadır. Kronik periodontitis gibi enfeksiyonlar Alzheimer’ın ilerleme hızı açısından çok önemli olabilir. Yapılan araştırmalarda, Alzheimer’lı bireylerin ölüm sonrası incelenen beyin dokularında sağlıklı beyinde orada bulunması mümkün olmayan ve dokular üzerinde zararlı etkiye sahip olabilecek periodontal patojenler tespit edilmiştir.
Bilişsel gerileme ve buna bağlı işlevsel eksiklikler nedeniyle, ağız bakımının uygun ve düzenli yapılamaması, Alzheimer hastalarında dişler üzerindeki bakteri plağı kontrolünü giderek kötüleştirmektedir. Alzheimer’li bireylerin diş hekimine yönlendirilmesinin sağlanması ve uygun tedavi protokolleri ile izlenmesi önem arz etmektedir.
Son Söz
Hasta eğitimi bir önceliktir. 30 yıl önce, koroner kalp hastalıklarını içeren faktörler açık değilken günümüzde kalp hastalığı ve kolesterol ile ilgili bilgisi olmayan yetişkin bulmak çok zordur. Yüksek kolesterol seviyesinin tüm bireylerde kalp hastalığına neden olmadığını ancak kalp hastalığı riskini arttırdığını bilmek önemlidir. Benzer olarak, diş hekimliğinde periodontal enfeksiyonların iltihabi doğasının ve sistemik hastalıklarda oynadığı rolün vurgulaması büyük önem arz etmektedir.
Hamile kadınlar genelde sistemik enfeksiyonların hamileliklerini etkilediklerini bilirler. Şeker hastaları enfeksiyonların glisemik kontrollerini bozacağını bilirler. Ama birçok hasta gizli kalmış periodontal enfeksiyonların diğer enfenksiyonlarla aynı etkilere sahip olduğunu bilmemektedir.
Günümüzde periodontal enfeksiyon risk faktörünü kontrol etmek için bireylerin oral hijyen uygulamalarının önemini kavraması ve düzenli diş hekimi ziyaretleri aracılığıyla kişisel ve profesyonel korunma yollarını öğrenebileceği bilincinin oluşması çok büyük önem arz etmektedir. Gazete, dergi ve çeşitli başka kaynaklar ile toplum farkındalığının artması sağlanabilir ama en güvenilir bilgi diş hekimlerinden edinilebilir.





