“Biz, mimarlığı yalnızca fiziksel mekanlar yaratmak olarak değil; yaşantıyı şekillendiren, hafızayla bağ kuran ve geleceğe iz bırakan bir düşünce biçimi olarak görüyoruz!’
Ankara, bir başkent olarak yalnızca politik değil, aynı zamanda mekansal bir temsil alanıdır. Bu kentin mimari kimliğine katkı sunmak, bizler için sadece mesleki bir üretim alanı değil; aynı zamanda bir sorumluluk ve aidiyet meselesi. A Tasarım Mimarlık olarak başladığımız günden bu yana, kente farklı ölçeklerde ve fonksiyonlarda yapılar tasarlarken, her projede Ankara’ya özgü bağlamı göz önünde bulundurduk. Tasarımlarımızı, yalnızca işlevsel yapılar olarak değil, aynı zamanda kent belleğiyle ilişki kuracak, kentliyi içine alacak ve zamanla değer kazanacak mekanlar olarak ele aldık. Bu yaklaşım doğrultusunda, Ankara’nın kolektif hafızasında yer edinmiş, sembolleşmiş yapıların dönüşümüne ve yeniden yorumlanmasına da mimari katkı sunma imkanı bulduk.
Bu yapılardan biri olan Atakule, yalnızca bir alışveriş merkezi değil, aynı zamanda Ankara’nın kent silüetine kazınmış simgesel bir yapıydı. Yeniden ele aldığımız bu projede, geçmişten bugüne taşınan güçlü bir hafızayla karşı karşıya kaldık. Atakule’nin silüetini ve tarihsel önemini koruyarak, çağdaş bir yaşam kültürüne yanıt verecek şekilde yapıyı yeniden işlevlendirmeyi hedefledik. Mekanın özgün karakterini yitirmeden, ona bugünün ihtiyaçlarını gözeten yeni bir yorum kazandırmak üzere yola çıktık. Bu süreci, yalnızca fiziksel bir dönüşüm değil; yapının anlamını ve kullanıcıyla kurduğu ilişkiyi güncelleyen çok katmanlı bir müdahale olarak ele aldık.
Bu yaklaşımımızı, kentin farklı noktalarındaki projelere de taşıdık. Kent akslarında yer alan bazı yapılarda, ofis, yeme-içme ve ticari işlevleri bir araya getirerek yalnızca ofis kullanıcılarının değil, tüm kentlilerin günün farklı saatlerinde etkileşimde bulunabileceği alanlar tasarlamayı amaçladık. Eskişehir Yolu üzerinde konumlanan Tepe Prime ve Maidan gibi projelerde, sokakla kurulan ilişkiyi güçlendirmeye, geçirgenlik yaratan ve dış mekanla iç içe geçmiş mekansal kurgular oluşturmayı hedefledik. Kentte süreklilik arz eden bir kamusal zemin üretme fikri, bu yapıların omurgasını oluşturdu.
Kentsel sürekliliği gözeten bu anlayışı, büyiik ölçekli yaşam merkezleri tasarlarken de temel ilkemiz olarak benimsedik. Armada ve Panora gibi projelerde, kullanıcıyı yalnızca alışveriş yapmaya değil, vakit geçirmeye, karşılaşmalara ve sosyalleşmeye davet eden alanlar yaratmaya çalıştık. Doğal ışığı iç mekana taşıyan atriumlar, katlar arası görsel ilişkiler kuran boşluklar ve açık alanlarla bağlantılı iç sokaklar, bu anlayışın mimari karşılıklarını oluşturdu. Kentin farklı bölgelerinde yer alan bu yapılar, yalnızca hizmet sundukları bölgelerle değil, tüm şehirle etkileşim içinde olan kamusal merkezler haline geldi.
Kamusal yaşamla güçlü bağ kurma hedefimiz, eğitim yapılarında çok daha katmanlı ve anlamlı bir karşılık buldu. Bu tür yapılar, yalnızca işlevsellikleriyle değil; bireysel ve kolektif deneyimlere imkan tanıyan, kullanıcıyla doğrudan ilişki kuran mekanlar olmalıydı. Bizim için her zaman özel bir yere sahip olan eğitim yapılarında bu yaklaşımı, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi kampüsünde somutlaştırma fırsatı bulduk. Kampüsü tasarlarken modülerlik, geçirgenlik, doğal ışık kullanımı ve açık alan sürekliliği gibi ilkeleri temel alarak, öğrenmeyi yalnızca içerikle değil, mekanla da destekleyen bir kurgu oluşturduk. Farklı bileşenler arasında akıcı ve esnek bir dolaşım sağlayarak öğrenci yaşamını bütüncül bir deneyime dönüştürmeyi amaçladık.
Tüm bu yapılarla, işlevlerinden bağımsız olarak aynı hedefe yönelmek istedik: Ankara’nın mimari kimliğini güçlendiren, zamanla bütünleşen, kullanıcısıyla bağ kuran, kentle konuşan yapılar üretmek. Biz, mimarlığı yalnızca fiziksel mekanlar yaratmak olarak değil; yaşantıyı şekillendiren, hafızayla bağ kuran ve geleceğe iz bırakan bir düşünce biçimi olarak görüyoruz. Her yeni projede, bu düşünceyi yeniden biçimlendirme cesaretini ve sorumluluğunu taşıyoruz.
Bugün Ankara’ya baktığımızda, tasarladığımız Atakule, Tepe Prime, Maidan, Armada, Panora ve TOBB ETÜ gibi yapıların yalnızca mimari birer nesne değil; yaşamın, hareketin ve karşılaşmaların mekanları haline gelmiş olması bizim mesleki tatminimiz olarak. A Tasarım Mimarlık olarak, başkentin gelişen yapısına mimarlık yoluyla katkı sunmaya hem bugünün ihtiyaçlarına hem de geleceğin beklentilerine yanıt veren tasarımlar üretmeye devam ediyoruz.





