Bize kendinizden biraz bahseder misiniz?
Merhabalar, ben Şeyda Yoltaş. 1993 Bolu doğumluyum. İstanbul Üniversitesi İktisat mezunuyum. Yüksek lisansım BAİBÜ Bankacılık ve Finans. İstanbul’da Big Four olarak bilinen kurumsal şirketlerden birinde çalışırken, İstanbul Üniversitesi Muhasebe doktora programını yarıda bırakmak durumunda kaldım. Muhasebe stajımı bitirir bitirmez ayrıldım ve tarım projeleri hayaliyle memleketim Bolu’ya döndüm.
Bugün Safran Türkiye markası altında indoor safran yetiştiriciliği, safran soğanı üretimi ve üretici danışmanlığı alanlarında faaliyet gösteriyorum.
Geleneksel bir tarım arazisine veya çiftçilik geçmişine sahip olmadan, şehir içinde kapalı bir odada dikey tarıma başlama fikri sizde nasıl doğdu?
Deneyim elbette hayatın her alanında çok kıymetli. Ancak öğrenme isteği, disiplin ve azim bir araya geldiğinde yapılamayacak çok az iş olduğuna inanıyorum.
Geleneksel anlamda büyük tarım arazilerine sahip değildim. Bu nedenle mevcut imkânlarımla neler yapabileceğimi araştırmaya başladım. Kapalı alan üretimi üzerine yaptığım araştırmalar sırasında farklı katma değerli ürünleri; yatırım maliyeti, sürdürülebilirlik, verimlilik ve pazar potansiyeli açısından karşılaştırdım.
Tüm bu analizlerin sonunda safranın hem ekonomik değeri hem de teknolojik üretime uygunluğu nedeniyle en doğru yatırım olduğuna karar verdim.
Üretim için neden başka bir katma değerli bitki değil de özellikle safranı tercih ettiniz?
Safran, tarih boyunca Anadolu'da ve özellikle Osmanlı mutfağında önemli bir yere sahip olmuş, dünyanın en değerli tarımsal ürünlerinden biridir. Ancak geleneksel yöntemlerle üretimi oldukça zahmetli ve yoğun işçilik gerektiriyor. Bu nedenle birçok üretici zaman içerisinde safran üretiminden uzaklaştı.
Bizim uyguladığımız hibrit indoor üretim modeli sayesinde işçilik önemli ölçüde azalırken, üretim verimliliği ve kalite standartı yükseliyor. Aynı zamanda üretim süreçlerini daha kontrollü yönetebiliyoruz. Ticari üretimde sadece ürünü sevmek yeterli değildir. Yatırım bütçesi, sürdürülebilirlik, pazarlama kabiliyeti ve ekonomik fizibilite birlikte değerlendirilmelidir. Biz de tüm bu kriterleri dikkate alarak safranı tercih ettik.
Fiziksel iş gücü gerektiren kurulum ve lojistik süreçlerinde, üç kadın olarak bu yola çıkmanın getirdiği avantajlar ve zorluklar neler oldu?
Aslında fiziksel işlerin büyük kısmı doğru planlama ve basit mühendislik hesaplarıyla sanıldığı kadar zor olmuyor. Yapabileceğimiz işleri kendimiz yaptık, destek gerektiren noktalarda ise hizmet satın aldık. En büyük zorluk fiziksel işler değil, toplumdaki önyargılardı.
"Kadın yapamaz."
"Kadın anlamaz."
Ve en çok üzüldüğüm nokta ise bu yanılsamayla yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalmamdı. Bunu toplumsal bir ahlak çatırdamasının ibareleri olarak değerlendiriyorum.
En çok bunlarla mücadele ettik. Bugün dönüp baktığımda bunun bizim için motivasyon kaynağı olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca üretim süreçlerimizin büyük bölümünde kadınlarla birlikte çalışıyoruz ve bununla gurur duyuyoruz. Şunu da söylemeliyim ki diğer ülkeleri bilemem ama Türkiye’de köylü kadınlarımız erkeklerden daha çalışkan.
"Uzay tarımı" veya "indoor kuru tarım" olarak adlandırdığınız bu sistemin çalışma prensibini bize tam olarak anlatabilir misiniz?
Uzay tarımı tamamen kapalı kontrollü ortamlarda yapılan üretimi ifade eder. Kapalı alan içerisinde çok farklı sistemlerle üretim yapabilirsiniz. Bu sistemlerde bitkinin tam olarak ihtiyacı karşılanır. Bu sebeple maksimum verimle, temiz içerikli ürünler yıl boyu periyodik olarak üretilir. Periyodik üretim çiftçiye kazanç anlamında büyük avantaj sağlıyor.
Konvansiyonel yönteme kıyasla kaynak kullanımı daha minimal olduğundan bu sistemler ekosistem sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor. Daha dar alanlarda daha fazla miktarda üretim yapmamıza olanak sağlıyor. Bu üretim hacmini artırırken işçilik maliyetlerini kısmamıza imkan tanıyor.
Kapalı alanda sadece yapay ışık ve kontrollü iklimle yetişen bir ürünü "organikten bile daha temiz ve kaliteli" olarak kabul edebilir miyiz?
Toprak aslında bitki için yalnızca bir kök tutucudur. Bitkinin ihtiyaç duyduğu besin elementlerini kontrollü şekilde sağlayabiliyorsanız, toprağın yerini farklı üretim sistemleri alabilir. Toprakta yetişen bitkiler faydalı elementlerle birlikte hastalık etmenlerine, yabancı otlara ve zararlılara da maruz kalırlar. Bu nedenle zaman zaman kimyasal mücadele kaçınılmaz olabilir.
Indoor sistemlerde ise bitkiye yalnızca ihtiyaç duyduğu elementler kontrollü olarak verilir. Zararlılar ve yabancı ot problemi büyük ölçüde ortadan kalktığı için pestisit kullanımına çoğu zaman ihtiyaç duyulmaz. Bitki açısından bakıldığında ışığın güneşten mi yoksa LED teknolojisinden mi geldiğinin bir önemi yoktur. Önemli olan doğru dalga boyunun doğru zamanda verilmesidir.
Dolayısıyla doğru yönetilen indoor sistemlerde elde edilen ürünler hem daha temiz hem de kalite açısından son derece yüksek standartlara ulaşabilir.
Saftan soğanından bir sene içerisinde birden fazla hasat almak mümkün mü?
Şu an ticari üretimde tek hasat modeli uygulanıyor. Ancak indoor safran yetiştiriciliği dünyada hâlâ gelişmekte olan bir alan. Bilimsel çalışmalar ve Ar-Ge faaliyetleri hızla devam ediyor. Ben gelecekte kontrollü üretim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte aynı yıl içerisinde birden fazla hasat alınabileceğine inanıyorum.
Safran bitkisinin bir gecede aniden çiçek açma (mosmor olma) evresini nasıl yönetiyorsunuz ve bu süreçteki hızlı iş gücü organizasyonunu nasıl yapıyorsunuz?
Safranın hasat dönemi yaklaşık üç hafta sürüyor. Bu süreçte her soğan birden fazla filiz oluşturuyor ve her filizden birden fazla çiçek elde ediliyor. Çiçekler açar açmaz toplanıyor. Bu nedenle hasat döneminde üretim alanımızı gün içerisinde birden fazla kez kontrol ediyoruz. Indoor sistem sayesinde çiçeklenme dönemini daha kontrollü yönettiğimiz için iş gücü planlamasını önceden yapabiliyor ve kalite kaybı yaşamadan hasadı tamamlayabiliyoruz.
Safran yetiştiriciliğinde soğan büyüklüğünün (gramajının) çiçek verimine etkisi nedir? Başlangıçta kaç gramlık soğanlar tercih etmeliyiz?
Safran üretiminde en önemli kriterlerden biri soğanın gramajıdır. Genel olarak iri soğanlar ilk yılda daha fazla çiçek verir. Ancak yalnızca gramaja odaklanmak doğru değildir. Soğanın sağlıklı ve doğru şekilde muhafaza edilmiş olması da en az büyüklüğü kadar önemli. Kapalı alan üretime başlayacak kişilere anaçlarla başlamalarını tavsiye ediyoruz.
Kapalı alan kuru tarım yöntemi, safran soğanlarının yavrulama ve kendini çoğaltma hızını geleneksel tarıma göre nasıl etkiliyor?
Bitki tamamen kontrollü koşullarda geliştiği için strese daha az maruz kalıyor. Bu durum hem ana soğanın gelişimini hem de yavru soğan oluşumunu olumlu yönde etkiliyor. Doğru uygulanan bir sistemde ve doğru besleme formülleriyle hem kaliteli çiçek üretmek hem de güçlü çoğalma elde etmek mümkün oluyor.
Çiçek hasadı bittikten sonra başlayan vejetatif (yeşil yaprak) dönemde, elektrik ve iklimlendirme maliyetlerinizi düşürmek için nasıl bir ekim ve çoğaltma stratejisi izliyorsunuz?
Biz hibrit üretim modeli uyguluyoruz. Çiçek hasadı kontrollü indoor ortamda tamamlandıktan sonra soğanlarımızı açık araziye taşıyoruz. Böylece bitki doğal güneş ışığından yararlanırken elektrik ve iklimlendirme maliyetlerimiz önemli ölçüde azalıyor. Aynı zamanda indoor alanımız yeni üretim döngüleri için tekrar kullanılabilir hale geliyor.
İlk yatırım maliyeti yüksek olan bu teknolojik sistem, doğru bir üretim planlamasıyla tam olarak ne kadar sürede kendini amorti edebiliyor?
Bu tamamen yatırım büyüklüğüne, üretim kapasitesine ve pazarlama başarısına bağlı. Doğru planlanan bir sistemde yatırım bir yıl içerisinde kendini karşılayabilir.
Ancak her yatırımda olduğu gibi burada da en önemli konu doğru fizibilite çalışması ve sürdürülebilir bir iş modelidir. Indoor aeroponıc safran yetiştiriciliği için kurulan sistemin diğer indoor sistemlere nispeten yatırım maliyeti aslında çok düşük. Çünkü odalarımızda maliyet yaratacak kök tutucu bir sistem yok. Kapalı ortam safran yetiştiriciliğinde iri soğanlarla çalışmak durumunda olduğumuzdan en büyük maliyet kalemimiz aslında ham madde. Her yıl yavru aldığımız için bu maliyete bir kereliğine katlanıyoruz.
Safrandan sadece baharat olarak değil, aynı zamanda soğan satışı üzerinden de sürdürülebilir bir gelir modeli oluşturmak mümkün müdür?
Kesinlikle. Safran üretimini yalnızca baharat üretimi olarak değerlendirmek doğru olmaz. Kaliteli anaç ve yavru soğan üretimi de önemli bir gelir kalemi oluşturuyor.
Baharat üretimi, soğan satışı ve üretici danışmanlığı birlikte yürütüldüğünde sürdürülebilir ve güçlü bir iş modeli ortaya çıkıyor.
Türkiye'deki mevcut tarım mevzuatları, banka kredileri ve devlet destekleri bu tarz yenilikçi, topraksız dikey tarım modellerini sizce ne ölçüde kapsıyor? Sizin gibi genç üreticiler için hangi yasal düzenlemeler yapılmalı?
Son yıllarda önemli gelişmeler olsa da indoor tarım ve dikey üretim sistemleri mevcut destek mekanizmalarında henüz hak ettiği yeri tam anlamıyla bulabilmiş değil. Yeni nesil tarım teknolojilerine yönelik özel kredi programları, yatırım hibeleri ve Ar-Ge desteklerinin artırılması gerektiğini düşünüyorum. Bu alandaki yasal düzenlemelerin gelişmesi hem genç girişimcileri teşvik edecek hem de ülkemizin tarımsal rekabet gücünü artıracaktır. Bu süreçlerin ilerleyebilmesi için her şeyden önce, ilgili kurum memurlarının teknolojik tarım konusunda, vatandaşın ihtiyaçları ile devlet arasında köprü oluşturabilmeleri için eğitilmeleri gerektiğine inanıyorum.
Evinde, garajında veya küçük bir deposunda kendi gıdasını ya da ticari bir ürünü bu yöntemle yetiştirmek isteyenler için en güvenilir bilgi kaynakları ve başlangıç adımları neler olmalıdır?
Öncelikle sosyal medyada karşılaşılan her bilgiye güvenilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bilimsel kaynaklardan yararlanmak, akademik yayınları takip etmek ve gerçekten üretim yapan kişilerden bilgi almak çok önemli.

